etiket: yazın

zayıflığın zorbalığı / javiera hernandez

Bugün her yerde zayıflıkla karşılaşıyoruz. Zayıfız, ya da sanki farklı görünmekten korktuğumuz için böyle davranıyoruz.

Artık kendine güvenmek; kendisi ya da başkaları veya başka şeyler hakkında bilgi sahibi olmak modaya uygun değil. Eski moda, çoğu zaman da zevksizlik olarak görülüyor. Artık birşeyleri iyi yapmak için çaba harcamıyoruz, ve bununla demek istediğim yapmayı seçtiğimiz şeylerin hiç bir maliyeti olmaması gerektiğine inanıyoruz. Mantığa aykırı şekilde bunları kötü bir üstünkörü bir şekilde, ayrıntılara dikkat göstermeden yapıyoruz. Elbette bu zayıflıkla tamamen övünmüyoruz, ama bunu arkasına gizlenecek bir tür siper olarak kullanıyoruz.

Böylece hızla yayılan bu yeni mitin köleleri haline geliyoruz. Burada yapmak istediğimiz -zayıflığın kılık değiştirmiş halinden başka bir şey olamayan- ?kuvvet? hakkında konuşmak değil, fakat daha ziyade bu durumu açıklığa kavuşturmaktır. Bu, değerlerin tahrip edilmesi ve hem yaşamak hem de düşmanlarımıza saldırmak üzere elde etmememiz gereken araçların çarpıtılması meselesidir. Bugünün hakim modeli kaybedendir; vazgeçmek, mücadeleyi terk etmek ya da sadece hız kesmektir. Bu eğilimin sürmesini görmekte iktidar yapısı her türlü çıkara sahiptir. Neredeyse hiç bir surette düşünmüyor ve yetersiz akıl yürütüyoruz, çeşitli bilgilendirme kanallarından çıkan mesajlara pasif bir şekilde boyun eğiyoruz. Tepki göstermiyoruz.

okumaya devam et »

{ 1 yorum }

Güzel bir gelecek tablosu 2

Aramızda yoğun bir elektriklenme olduğunu sanmıyorum, bundan kaçınmıştık sanırım, belkide yeniden aşık olmaya korkuyorduk, birbirimize yada bir başkasına yeniden aşık olma limitimizi tüketmiştik. Ben kimseye güvenmiyordum, aşk istemiyordum, sekste istemiyordum, kısmen aseksüel sayılırdım. o biseksüelliğe doğru kayıyordu, beni ilgilendirmiyordu cinsel tercihi, benimle hayatının sonuna kadar sevişmeyedebilirdi, onu yatakta düşlemiyordum hiçbir zaman. Pardon, yatakta düşlüyordum evet, ama çıplak olarak değilde, yatağın üzerine bağdaş kurmuş otururken düşlüyordum, bende karşısında oturmuştum. Müzik dinliyor sohbet ediyorduk. Sabahlara dek sohbet. Hiç sıkılmadan. Yada bir film, onun seçtiği bir filmi izlerdik. Ben uzaktım sinema dünyasına, ama onunla en kötü filmi bile eğlenceli kılabiliyorduk, bir şeyler çıkartıyorduk mutlaka, gülünecek yada üzerinde tartışılabilecek bir şeyler. Böylece akıyordu günlerimiz. Sevgili olup olmadığımızı bilmiyorduk, galiba değildik. daha çok, birlikte yaşayan iki ayrı insandık. Cinsiyetimiz yoktu birbirimize karşı. Evlimiydik bilmiyorum. Ailelerimizin iç huzuru ve bizim kafamızın rahat olması için evlenmiş olabilirdik. Ama birimiz karı ve diğerimiz koca değildi. İki sıkı dosttuk sadece. Ve yaşıyorduk bu hayatı, son damlasına kadar yaşayacaktık, gülecek, ağlayacak, kavga edecek, gezip dolaşacak, ve hep birlikte olacaktık. Ama söz vermemiştik hep birlikte olacağımıza dair. Hiçbir konuda birbirimize söz vermemiştik. Ve soru sormuyorduk asla. Birimizin yaptığı herhangi bir şeye, bir diğerimiz ?neden? diye sormazdı. ?neden böyle yapıyorsun, niçin böyle davranıyorsun?. Yoktu bunlar, sorgu yoktu, eleştiri yoktu. İkimizde kendi hayatımızı yaşıyorduk aslında. Bazen dışarıya beraber çıkıyor, bazen tek başımıza başka arkadaşlarımızla oluyorduk.

okumaya devam et »

{ 1 yorum }

che ya da feyyaz . zeki demirkubuz

büyük beşiktaş’ın sevgili futbolcularının farkına varması gereken şeylerden biri. beşiktaşlı olmanın ne demek olduğunu anlamaları için sabah akşam okutmak gerekir.

yıllar önceydi. bir akşam uzun zamandır görmediğim annemleri ziyarete gittim. gece,o zamanlar 12 yaşlarında filan olan kardeşimin odasını paylaştık. yerimi yadırgadığım için sabah ezanında uyanmışım. evdekileri uyandırmamak için kalkamadım tabii ve yatağımda, sessizlik içinde beklemeye başladım…

sıkıntıdan yıllar önce benim, artık kardeşimin olan odamızı incelemeye, burada geçmiş yıllarımı, gençliğimi, anılarımı düşünmeye başladım. benden sonra pek bir şey değişmemişti. köşede eski bir büfe, üstünde yattığımız karşılıklı iki çekyat, yerde çocukluğumdan beri kullandığımız isparta halısı ve boyaları dökülmüş duvarda bir benim, bir de che’nin gençlik fotoğrafları…

okumaya devam et »

{ 0 yorum }

kadıköy underground poetix

yeraltı edebiyatı ekseninde, ekoloji, dada, sürrealizm, cyber, sitüasyonizm, yeşil anarşi, beat kuşağı, pulp şiir, punk, anarşizm, felsefe, medya teorileri, kolaj, mimari, fotograf, karşı şehircilik, politik edebiyat ve daha bir çok alanda, denemeden, makaleye, düz yazıdan liriğe dek, her 3 ayda bir çehresini yenileyecek olan süreli bir kitap-dergi projesidir.

şehrin kötü çocuklarına, doğuştan kaybedenlere, beat kuşağı. eskişehir’de kanatlı dost’tan edinmiştim. keyifle okuduk yenisini beklemeceyiz.

kadıköy underground poetix

{ 0 yorum }

taraf tutamama rahatsızlığı

eskiden daha rahat bir insandım. insanlar hakkında “sen haklısın” veya “sen ise tam bir orospu çocuğusun” gibi cümleler kurmakta zorlanmazdım. eskiden daha rahat bir insandım, çünkü söylediklerimin, savunduklarımın ve eleştirilerimin doğruluğuna olan inancım tamdı. insanlar ayrımcıydı, insanlar yobazdı, insanlar satılıktı, insanlar insanları sevmiyorlardı. eğer a doktrinini doğru buluyorsam ve b doktrini a nın karşısındaysa b nin herhangi bir düşüncesine hak vermem imkansızdı. herşeyi reddetmek, herşeyi kabul etmek, tam güven veya tam güvensizlik duymak çok zor değildi.

daha sonra, benimle aynı şeyleri düşünen çoğu insanın kendilerine yarattıkları romantik dünyada, tüm gerçekliklerden kendilerini koparmış, sonuçsuz, anlamsız ve ayrıca kendilerine ait olmayan düşüncelerle birlikte ancak bir gerizekalının hissedebileceği boş bir mutlulukla hayatlarını sürdürdüğünü gördüm. daha sonra zaten güvendiğim bir kısım dağlara kar yağdı, beni o karlı dağlardan çok başka insanlar kurtardı.

sonra mesela cemil meriç geldi, “ideolojiler idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” dedi, beni kendi içime bakmaya zorladı. artık düşünce sistemleri ya da şahıslar önemli değildi, fikirler ve hareketler önem kazanmıştı. herkes doğru davranıyordu, herkes hata yapıyordu, herkes bencildi, herkes fedakardı herkes satılıktı, herkes onurluydu ama en önemlisi herkes insandı artık. ayrımcı olanın ve yobaz olanın kendim olduğuna karar verdim daha sonra. bunca yıl eleştirdiğim insanlar kana susamış yaratıklar değildi. keşke öyle olsalardı da öldürseydik hepsini ama malesef değillerdi.

ben değiştim mi? değiştim evet. taraf tutamama rahatsızlığına yakalandım. insana insan olduğu için değer vermenin tek çözüm yolu olduğunu farkettim bir an. hem de herşeyin çözümü. sonra yine o görüntüyü kaybettim. ama bir an bunu çok net farkettiğimi hatırlıyorum.

{ 1 yorum }

Survivor ne diye soranlara..

bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık. tanrı’nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. o özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.

Chuck Palahniuk - Survivor

{ 0 yorum }
kırık çizgi demo