etiket: insan

yaşasın modern yaşam

Aşıkların elinden sazlarını alıp, gitarlar tutuştururlar. Türküleri unutturur, tatsız tuzsuz Halukleventler, Cemkaracalar, Barışmançolar yaratırlar.

Malraux bir kitabının bir yerinde diyordu ki, “eşitlik olamaz peşinde olduğumuz, üstte olanın alttakiyle eşit olmayı kabul etmesi değil. şu fransızların bulduğu gibi birşey olması lazım… kardeşlik!”
okumaya devam et »

{ 0 yorum }

domuz?

HALKLARIN EN GÜZEL GÜNLERİNDE SOYULMASI
Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı tüm dünya maske takma yarışında. 25 milyon insan AIDS e yakalandı kimse prezervatif kullanmak istemiyor…

ÇIKAR SALGINI
Domuz giribinin arkasındaki ekonomik çıkarlar nelerdir ?

Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor halbuki basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor!

Dunyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor halbuki 23 cm lik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor!

Kızamık ve zature ve diğer hastalıklardan her sene 10 milyon insan ölüyor. TÜm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlarda da bahsetmiyor. !
Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında… bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu…
Bütün diğer salgınlardan daha tehlikeli… Dünyayı tehdit eden salgın! Gazeteler sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 sene de 250. Yani senede 25!

Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25e karşı YARIM MİLYON!
Sadece bir saniye: Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi?
Çünkü bu tavukların arkasında bir “horoz” vardı, büyük ibikli bir horoz. Uluslararası Roche ilaç grubu Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, Ingiltere hükümeti halkını korumak için 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche ve Relenza, iki büyük ilaç grubu milyonlarca dolar kar ettiler.
-Dün tavuklarla, bugün domuzlarla
-Evet bugün domuz gribi psikozu başlatıldı. Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor.
-Ekonomik global krizden bahseden, Guantanamodaki işkencelerden bahseden yok!
-Sadece domuz gribinden ve domuzlardan bahsediliyor. ..
-Kendi kendime soruyorum: Eğer tavukların arkasında bir “horoz” varsa… domuz gribinin arkasında büyük bir domuz olmasın?

Kuzey Amerikan Gilead Sciences Tamiflunun brevet sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa tam bir kişilik, Donald Rumsfeld George Bush dönemi savunma bakanı., Irak savaşının stratejisti. ..
Roche ve Relenza hissedarları milyonlarca dolarlık Tamiflu satışı nedeniyle ellerini oğuşturuyorlardı r. Gerçek “Pandemie” (dünyayı etkileyen büyük salgın) çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları.
Çeşitli ülkelerin aldığı önlemleri inkar etmiyorum.

İşte burası bam teli (tecüme edenin düşüncesi) Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa (pandemiyse) dünya sağlık örgütünün başındaki o kadar bu hastalıktan tedirgin oluyorsa(Margaret Chan adında bir çinli) neden o zaman bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı savaşmak için jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor?
Rocheve Relenzanın brövelerinin iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini  üretmiyorlar?
Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok insana iletiniz aynı hayat kurtaran bir aşının iletimi gibi?herkes bu büyük salgının arkasındaki gerçeği görsün. Çünkü medya sadece kendi sponsorlarının haberlerini veriyor.

Dr. Carlos Alberto Morales Paitán, Pérou
Türkçe tercüme:xerxesgunes

{ 1 yorum }

hepimiz risksiziz

istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, kendisini risk grubunda görmediği için domuz gribi aşısı yaptırmayacağını söylerken, “Ben kar yağarken bile iç çamaşırı giymem” dedi, daha sonra sözlerine kendisi de kahkahalarla güldü.

{ 0 yorum }

+1

Polis Yolu Açmadı, Biber Gazından Etkilenen Bir Kişi Öldü

Taksim’deki imf ve Dünya Bankası protestolarına polisin müdahalesinin ardından başlayan olaylar sırasında kalp krizi geçiren ishak Kalvo kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Görgü tanıkları, fenalaşan Kalvo’nun içinde olduğu taksinin Taksim İlkyardım Hastanesi’ne gitmeye çalıştığını fakat Sıraselviler caddesine barikat kuran polisin buna izin vermediğini bianet’e anlattı. Buna göre bir süre sonra gidecek yol bulayınca aynı yere gelen taksinin geçmesine polis yine izin vermedi. Ardından gazetecilerin durdurduğu bir ambulansa bindirilen Kalvo o sırada yaşamını yitirdi.

ve bunun üzerine göstericilere polisle birlikte saldıran bir halk var. ve yine tekrardan “her halk layık olduğu şekilde yönetilir

{ 8 yorum }

ceylan önkol

diyarbakır lice ilçesinin şenlik köyünde yaşıyordu. 12 yaşındaydı. güvenlik güçlerinin attığı havan topu mermesiyle öldü. satır aralarında ve 3. sayfalarda kaldı.

{ 0 yorum }

allahın verdiği ihsanla koşan çita

(…this bird is singing in order to find a partner to copulate…)
bu öylesine bozulmaz bir mekanizmadır ki hayvanları namaza çağıran şu garip görünüşlü kuşun zamanlaması bir dakika bile şaşmaz.

birine denk gelmistim zamaninda. cocuklara yonelik yapilmis yabanci bir belgeseldi, ve evrim agacini anlatiyordu. adamlar ormanin icine bir patika yapmislar, patika evrim agacinin bir dalini temsil ediyor. benim denk geldigim kisimda patika fil ve hyrax’in ortak atasini temsil ediyordu. belgeselin sunuculari bir taraftan bu patika uzerinde yuruyorlar, bir taraftan da anlatiyorlar iste biz aslinda zamanda ileriye gidiyoruz, her adimimiz on nesile denk geliyor falan fesman, derken patika bir yerde ikiye ayriliyor. iste burada fil ve hyrax ayrilmis oluyor, soldaki patikanin sonunda gercek bir hyrax duruyor, sagdaki patika tekrardan catallaniyor, birinin sonunda bir afrika fili duruyor, oburunun sonunda asya fili.

neyse, tabii bu samanyolu denen kanalin saman beyinli editorleri, belgeselde gecen tum evrim kelimelerini yaradilis olarak degistirmisler, dolayisiyla belgeselin turkcesinden bir bok anlasilmiyor. adamlar “yaradilis agaci”ndan falan bahsediyorlar, ne demek ulan yaradilis agaci? sonra iste yaradilis zaman icinde hyrax’in boyutlarini kucultmus gibi sacmasapan laflar ediyorlar. lan boyle bir sey mi var? hyrax en bastan ya kucuk yaratilmistir ya da buyuk. iste o anda karsimdaki gerizekaliligin ve ahlaksizligin boyutlarini gercekten idrak edebilmis ve resmen buz kesmistim. madem yaradilis propagandasi yapacaksin kanalinda, kendi belgeselini ceksene! herif elalemin cektigi belgeseli, ustune ustluk evrimi anlatan belgeseli resmen calip kendi propagandasina uygun sekilde tahrif ediyor, ki onu da dogru durust yapamiyor, tek yaptigi evrim yerine yaradilis koyup belgeseli anlasilmaz bir laf corbasina cevirmek, bunu da utanmadan program diye sunuyor. tukureyim boyle zihniyetin icine.

{ 1 yorum }

“Adam Olmak İstemiyorum, Arz Ederim”

soluk al… 

insanoğlu genellikle kendisine sunulan yaşamı sorgulamadan kabullenme eğiliminde. edilgenlik çocukluktan başlayarak okulda ve ailede bireye dayatılmaya çalışılıyor. her ne kadar insanın en mutlu olduğu ve heyecan duyduğu anlar kuralların dışına çıktıkları, çizgiyi biraz olsun aştıkları anlar olsa da çoğunlukla belirlenmiş sınırlar aşılmaya cesaret edilemiyor. küçük birer çocukken “kapının önünden ayrılma”dan başlayıp, “mahalleden ayrılma” diye devam eden, sonra biraz büyüyünce de “akşam yemeğine evde ol”a dönüşen ve gitgide büyüyen sınırlar insanlar kendi hayatlarını yaşamaya başladıklarında dahi bit(e)miyor.

ömrümüz boyunca aldığımız eğitimin hep bizi daha iyi getirmek için olduğu söylenir. onca çarpıklığıyla ve öğrenmenin değil yarışmanın birinci planda olduğu mekanizmasıyla eğitim sistemi bizi adam edecektir. belli ölçülerde pek çoğumuzu da kendince “adam eder” hakikaten. Çoğunlukla kendine dahi hayrı olmayan mutsuz adam ya da kadınlar sınıfa girer girmez ayağa kalkar “günaydın” deriz mesela hep bir ağızdan. kar kış demeden pazartesi sabah erkenden istiklal marşı söyleriz yine hep bir ağızdan. saçımıza jöle sürmememiz gerektiğini, ya da elimize oje; yine okulda öğreniriz. evliliği simgeleyen alyansın kafayı ne kadar acıtabildiğini, ya da neleri düşünmenin sakıncalı olabileceğini (!) hep okulda öğreniriz ki daha da büyüdüğümüzde birşeylere karşı çıkıp başlarına bela olmayalım. zaten sistem okulda “adam edemediğini” askerde, askerde de edemezse iş hayatında mutlaka “adam edecektir” hepimizi, o yüzden de pek azımız kaçabiliriz “adam olmaktan?.

güya bilgimiz ve zekamız ölçüsünde alanlara yerleştiriliriz çoğunlukla istemediğimiz halde. biyoloji ile tek ilgisi küçükken sinek öldürüp cesedini incelemek olanlarımız biyolojiye gidebilir mesela ya da sıvıların basıncı çalışmalarını sadece biraz güzelleşmek için yapmış olanlarımız fiziğe. ailelerimiz bizimle gurur duyar, belki bilimadamı olduğumuz hayaller kurar biz beyaz önlüklerleyizdir ve deney tüpleri vardır. gerçek hayattaysa eğer iş bulduysak ilaç firmaları vardır, ve satışlar, tutturulamayan kotalar ya da firmanın ilacını yazsın diye doktorlara ısmarlanan yemekler.

ama o güne kadar herşey senin sabahın köründe kalkıp halihazırda zengin olan başka birilerinin hesabına çalışmak için kravatını sıkıca bağlaman, yola çıkman ve köle gibi çalışman için yapılmıştır ve şikayet etmeye hakkın yoktur. sen artık “adam” olmuşsundur ve söyleneni yaparsın. o güne kadar hoca seni görmese bile hiç hazırolu bozmamışsan, hiç kopya çekmemişsen veya çektirmemişsen ya da tüm bunlardan hiç rahatsızlık duymamışsan o günden sonra da değiştirmen çok zor olur. birileri senin “adam” olman için uğraşmış ve başarmıştır. şimdi öncelikle küçük mülkiyetler edinmeyi, sonra belki bir araba ya da ev almayı hayal edebileceğin konuma gelmişsindir ve bunlar senin ödülündür. herşey hiçbir zaman tam olmayacaktır ama sen hep eksikleri tamamlamayı planlarsın. yeni bir mobilya takımı almayı, televizyonunu büyütmeyi ya da yeni bir yemek takımını düşlersin. aldıkların eskir ve yenilerini istersin. arabanla soğuk ve çirkin bir alışveriş merkezinin otoparkına girdiğinde mutlusundur artık. orada yer, orada para harcar, oraya sıçarsın. sonra evine, korunaklı yuvana gider, uyur, uyanır ve başka birine daha çok para kazandırmak için tekrar yola çıkarsın ve bu böylece sonsuza kadar gider.

kabulleniriz sıkıcı yaşamları ve bu kez küçükken “gitme” denilen öteki mahalleye gitmek, gizli gizli ilk sigarayı içmek ve ilk sarhoşluğu yaşamak gibi kolay değildir kaçmak. artık ellerimizde kelepçe gibi sorumluluklar vardır ve kaçamayız hatta sorgulayamayız bile. çünkü sorgulama yetimiz o güne kadar planlı operasyonlarla elimizden alınmış, ses çıkarmaya gücümüz kalmamıştır artık. “şu liseyi bitir, üniversiteyi kazan, askerliğini yap, evlen” diye sürüp giden öğüt ve istekler sonu gelmemecesine sürer ama mutluluğun bu olmadığını anlamaya başlarız sonunda. mutluluk çocukken neyse odur aslında. okulu kırmak, derste komik şeyler anlatıp gülmek ve bazen hiç öğrenmemek, kravatın gömlekle ilişiğini kesmektir hala. küçük, korunaklı hayatlar kurmak ve o çitin ardından hiç kafayı uzatmamak, dünyada neler oluyor umursamamak, arka mahalleye giderken bile düşünmek hem de hiç sınır kalmamasına rağmen; işte bu en korkuncu. insan arada kayış atabilmeli hayattan, ve sorgulayabilmeli kendine sunulan yaşamı korkmadan, yahut seçebilmeli özgürce ?adam? olmamayı?

soluk ver…

{ 0 yorum }

arkamdan konuşmasınlar diye

Her donkişotun bir yeldeğirmeni vardır
Benim ki Heybeli’de
Yarı yarıya yıkık
Üstünde
Kırmızı üstüne beyaz beyaz harflerle
Kocaman
TÜRKIYE HALK BANKASI
Yazılı
Vallahi billahi de
Beş kuruş almadım o reklam için
can yücel

rahat uyu can baba.

{ 0 yorum }

tarlabaşı

fatih pınar‘dan bir foto-röportaj daha.

tarlabaşı

{ 0 yorum }

hangi bebek daha güzel?

Spiker: Hangi bebek siyah?
Siyah kız: Bu
Spiker: Hangi bebek beyaz?
Siyah oğlan: Bu
Spiker: Hangi bebek sevimli?
Siyah kız: (Beyazı gösterir) Bu
Spiker: Hangi bebek kibar?
Siyah oğlan: (Beyazı gösterir) Bu
Spiker: Hangi bebek kötü?
Siyah kız: (Siyahı gösterir) Bu
Spiker: Hangi bebek kötü?
Siyah oğlan: (Siyahı gösterir) Bu
Spiker: Neden bu bebek iyi?
Siyah oğlan: Çünkü beyaz ve mavi gözleri var.
Spiker: Hangi bebek çirkin?
Siyah oğlan: (Siyahı gösterir) Bu
Spiker: Neden bu çirkin?
Siyah oğlan: Çünkü siyah.
Spiker: Hangi bebek sana benziyor?
Siyah kız: Benim gibi mi?
Spiker: Evet, hangisi?
Siyah kız: (Siyahı gösterir) Bu, bu bebek.

hangi bebek daha güzel?

{ 0 yorum }

tap project

dünyada yaklaşık 900 milyon insan temiz içme suyuna sahip değil.

tap project

{ 0 yorum }

yapma be abi

… maçlardan birinde hakemin tartışmalı bir pozisyon sonrasında yanına gidip “Tekme attın mı?” diye sorması üzerine, “Evet” diye cevap vererek sahayı terk etmek zorunda kalmasının açıklamasını şöyle yapardı Vedat Abi: “Hakeme Beşiktaş formasıyla yalan mı söyleyecektim utanmadan?”…

vedat okyar’ı, o güzel insanı kaybettik.
başımız sağolsun.

{ 0 yorum }
dahke numero sekiz