etiket: film

revolutionary road..

yaşamayı hissetmeye bir adım kala vazgeçmek. sırf bildik diye sorumluluk ve büyümekle özdeşleştirilen kurulu umutsuzluk sistemlerini terkedememek. dizgenin dışına çıkamamak. düzgün insanlar olamama kaygısı.

sürüden afaroz edilmemek uğruna, hayatın boyunca normların içinde kalmaya çabalasan dahi hep bir tatminsizlik noktası bulabilecek yakın-uzak insanlarla aynı toplum içinde anılabilmek adına.. ortalama zeka kapasitesinin altında bir sürü insan arkandan dedikodu yapmasınlar diye (they will do that anyway), dedikodun yapılacaksa bile paranın, eğitiminin parlaklığının, işinin güzelliğinin kıskanılmasından olsun, aman..

herşeyden önce aileni onurlandır..
bir kafes çiz kendine ve ekonomik hedefler koy. hayatını yönettiğini zannederken aslında yönetenin binlece yıldır değişen, evrilen toplumun iradesi ve değerleri olduğunu unut. bırak seni sürüklesin, yıllar geçtikçe günü kurtarma çabanı az biraz çakalca oynadıysan sana sunulan evler, yepyeni arabalar, mobilyalar, gazetelerdeki seyahat sayfalarından çıkılacak tatillerle gururlan..

hafif sıradışı olduğunu hissetmek istersen eğer, tatiller sekmesini sahil şehirlerindeki 5 yıldızlı otellerle değil bolivya veya madagaskarla değiştir. YETERİNCE ilginç olur. fazlası da gerekmez zaten.

çoluk çocuğa karış, bir an önce, bir an önce. seni binbir zorlukla yetiştirmiş anneciğinin arkadaşların ve üst kat komşun hanife teyzeyle ortak noktası bu beklenti işte.. hanife teyzenin ne işine yarayacaksa senin bir bebeğinin olması?? bekliyor işte, öyle..

çoğalmak kadar doğal bişeyi bile içgüdülerimizle değil o anki şartlarımızla, planlarımızla şekillendirmek zorundayız. gelecek (??) sunabilmek adına, çok acı..

“paris olması önemli değil, yeter ki bir yer olsun”

hayal kurma ve inanma yeteneğimizi yalnızca bildik olduğu için içinden çıkmaya korktuğumuz şartlarda yitirmemeliyiz.  yerse..

ardında sadece ışıl ışıl bi ev bırakmak istemeyenler için decoder tadında filmlerden, izleyin, izletin, dersler çıkarın, nebiliyim..

{ 0 yorum }

Avatar; en yüksek bütçeli ucuz film…

James Cameron’dan 2.5 saatlik klişeler geçidi. Kızılderili ya da Afrika yerlisi katliamının alegorisini yapıyor. … güzel. Farklı iki kültür, birbirlerine uzaylılar gibi yabancıdır altmesajı?.. pekiyi. başlıyoruz. ama ilk yarım saatten sonra ne oluyor? ilkkan tarzı asimetrik dövüş, kan sporu tarzı intikam, diehard ve independence day tarzı aksiyon filmi izliyoruz.

Mavi adamları ilkel şamanik kültür biçiminde İnsanla doğa arasında ruhsal bir bağlantı olacağını kimseye yediremeyeceği için James Cameron, gezegenin bütün yaratıklarından fiberoptik kablolar çıkarmış. onları birbirine iliştirip anlaşıyorlar.

2 boyut yetti, 3 boyut olsaydı kusardım herhalde. Baktım sonunda Diehard/LethalWeapon çizgisinde bir esas oğlan-başkötü dövüşü yaşanacak, sonunu izlemeden kapattım.

{ 12 yorum }

surplus: terrorized into being consumers

hedeflenmiş özel mülklere zarar verme ya da hedeflenmiş mülkleri yok etme gereklidir. Bu ‘alışılagelmiş politika’nın sınırlarından dışarıya kaçabilmenizi sağlar. Bir pankart taşıyarak yaptığınız ‘olması gerektiği gibi’ bir protestoyla ne elde edebilirsiniz ki? Ben on yıllardır bunlara şahit oluyorum. Hiçbir işe yaramıyor. insanlar bunlara ilgi göstermiyor. Neden göstersinler ki? Bu ilgiye layık olacak bir protesto şekli değil. Ama insanlar kavga ettiğinde, bu bir şeydir. ilgi çeker ve çekmelidir de, çünkü bu gerçektir. Bu sembolik bir ?Kendimi iyi hissediyorum. Benim pankartım var? oyunu değildir. Bu tip bir gösteri umurumda değil. Eğer sağlamsa, eğer etkisiz değilse… Ben tabii ki barışcıl olanını tercih ederim… Kimse tehlikeye düşmesin… Kimsenin canı acımasın, tutuklanmasın. Kimse polis tarafından kafa üstü sürüklenmesin. Hatta hiçbir pencere kırılmasın. ideal şekil. Maalesef bu şekilde olamıyor. 
john zerzan 

anarşist / primitivist john zerzan’ın başı çektiği 2003 isveç yapımı belgesel. görsel olarak oldukça doyurucu cut-up’lar mevcut. göstermek ve anlatmak istediğini yeterince aktarıyor bence. izlemeden geçmeyin. 

indirmek isteyenlere de anti-copyright yol gösteriyor bu esnada;
surplus: terrorized into being consumers

{ 0 yorum }

5. uluslararası işçi filmleri festivali

 

5. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, 1-7 Mayıs 2010′da İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı olarak başlayacak.

Festival daha sonra geçen 3 yılda olduğu gibi Adana’dan Trabzon’a, Bursa’dan Eskişehir’e kent kent süren ve bütün yıla yayılan uzun bir yolculuğa çıkacak.

Temel amaçları Türkiye ve dünyadan emekçilerin yaşamlarını ve mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmak ve ülkemizde işçi, emekçi, yoksul insanların filmlerinin üretimini özendirmek olan festival, Türkiyenin en büyük sendikalarının düzenleyiciliğinde gerçekleştiriliyor.

5. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’ne belgesel veya kısa-uzun kurmaca dalında filmleri ile başvurmak isteyenler festival.sendika.org adresindeki başvuru formlarını doldurup festival@sendika.org adresi ile iletişim kurabilirler.

Son başvuru tarihi 12 Şubat 2010, filmlerin son teslim tarihi 19 Mart 2010.

{ 1 yorum }

ben x

hem tokat gibi çarpıp hem mutlu edebilen hem de sigur ros’la birlikte alıp götürebilen bir film. “bilgisayar oyunları ile ilgili film varmış” diyen bir grup da mevcut. olay o değil izleyip görelim.

ben x

{ 0 yorum }

tarlabaşı

fatih pınar‘dan bir foto-röportaj daha.

tarlabaşı

{ 0 yorum }

baraka

izlemeyen kalmasın diyebileceğim dünya belgeseli. insanlığın diyalogsuz özeti.

baraka

{ 0 yorum }

underground

uzun yıllar sonra sığınaklarından çıkan bir grup insan, süregelen bir savaşa tanık olduklarında yeraltındaki yaşamlarına geri dönmek isterler. onlara savaşın bitmediği söylenir. kendilerine yalan söylenen bu insanlar gün gelir korkunç, aşağılayıcı, kanlı gerçeği öğrenirler, gene de gerçeği bulmuşlardır. 

bu insanlar kendilerine gülerler, bize gülerler ve sonunda tekrar bir araya geldiklerinde kendilerine gülerler.

underground

{ 0 yorum }

the man from earth

14.000 yıldır yaşadığını iddaa eden bir adam ve bir grup akademisyen falan.

the man from earth

{ 0 yorum }

rabbit-proof fence

these people are sick, these people make me sick

avustralya’da melez oldukları gerekçisiyle beyaz hristiyan kültürü ile ehlileştirilmeye çalışılan 3 aborjin kızın hikayesi.

rabbit-proof fence

{ 0 yorum }

a fost sau n-a fost . bükreşin doğusu

devrim sokak lambalarına benzer; önce merkezde yanar sonra kenar mahallelerde

romanya’da komünist rejim çöktüğünde siz neredeydiniz sorusuna küçük bir kasabada verilen cevaplar.

a fost sau n-a fost

{ 0 yorum }

tickets

özellikle ken loach’ın çektiği celtic taraftarının olduğu bölüm “fakin gud” denilebilecek kadar iyiydi. ilk 2 bölümü sıksa da, yüzlerde gülümseme bırakıyor bittiğinde

We don’t care what the animals say
What the hell do we care
For all we know
Is that there’s going to be a show
And that Glasgow Celtic will be there

{ 0 yorum }
dahke numero sekiz