
Bu Irak halkından bir güle güle öpücüğü, köpek
ulan kaçar mı be bu pozisyon?

Bu Irak halkından bir güle güle öpücüğü, köpek
ulan kaçar mı be bu pozisyon?
doğdum…tıpkı bu satırları okuyan senin gibi evet…bu anlamda ayrımız gayrımız yok..lakin büyümenin en büyük alamet-i farikası ağlamamaktır..ağlamıyorum….yıllardır ( şunun şurasında yaş 28) hep kaçtığım birşey var…fişi çekmek…fişimi çekmek…hadi eyvallah deyip hayat odasından çıkmak…tahliye olmak….babam kabir azabından bahsederdi….bilmem doğru mu bu?…beni pek dövmeseler bari…ince ve çirkin bir vücudum var…kafam çok büyük…hani sevgili olalım diye yanaşırsın ya bir kıza…ha evet o işte bildin…şimdi anlıyorum ki kız(lar) polis çağırmadıkları için şanslı bile sayılırmışım aslında…
söz ,bir kıyamet sabahına evriliyor ey bu satırları okuyan bir çift göz…dönülmez tetik çekişlerin arefesindeyim…şimdi kapım çalınsa…buz gibi yatağıma girse(n),ısıtsan ayaklarımı,ayacıklarımı…ayacıklarını derdi annem…anne…anne 4 harfle yazılır a 1 n 2 n 3 e 4 hecesi an-ne…
durur durur ısırır çelimsiz kollarımı kışın bile yaşamak için evrime bir oyun etmiş olan sinek..oysa ki bizim vişne ağaçlarımız vardı…bu sinek kollarımı vişne dallarına benzetiyor olmasın?
insan doğar büyür ölür…bazılarımız yaşar…bazılarımız düz yolda şaşar
bilmem ki ne demeli?
Latin Amerika Ülkesi Kosta Rika’da, Milli Ordunun Lağvedilişinin 60. Yıl Dönümü Dün Törenle Kutlandı.Kosta Rika’da ordunun lağvedilişinin 60. yıldönümü töreninde konuşan Meclis Başkanı Francisco Pacheco, “Silahlı kuvvetlerin lağvedilişi, tarih kitaplarında ve tozlu raflarda kalmamalı. Bu, kolektif bir hayat programı, bir değerler kılavuzuydu…” dedi.
Başkan Pacheco, “bugün kutladığımız bu bilgece karar alınmasaydı, geçmişimiz çatışmalar tarihinden başka bir şey olmayacaktı. Bu sayededir ki, ülkemiz kan ve gözyaşından kurtuldu. Ordunun kaldırılması, Kosta Rika için hayırlı olmuştur” diye konuştu.
Asilerin lideri “Don Pepe” lakaplı Jose Fifueres Ferrer, iç savaşın ardından devlet başkanı olduktan sonra orduyu güçlendirme yoluna gitmemiş, aksine 1 Aralık 1948′de silahlı kuvvetleri kaldırmıştı.
dünya’da sırf savunma için harcanan miktar eğitime harcananların 5-6 katı idi son araştırdığımda. şu an ne durum da bilmiyorum ama 60 yıldır ordusuz ülkeler olabiliyorken biz de askerlik zorunlu. neyse halkı askerlikten soğutmayalım, her türk asker doğar ne de olsa.
Her gün en az sekiz kişinin ateşli silahlarla öldürüldüğü, üç kişinin ateşli silah kazası sonucu yaşamını yitirdiği Türkiye’de ?10 ay taksitle’ silah kampanyası yapan Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) amacına ulaşarak bütün stoklarını eritti. Stokların bitmesiyle taksitli satışları sona erdiren kurum, kampanyasız uygulanacak yeni fiyat listesini de açıkladı.
MKEK, 2006 yılında elindeki silah stoklarını eritmek için ?kredi kartına 10 ay taksitle’ silah satışı kampanyası başlatmıştı. Kampanyada Kırıkkale Silah Fabrikası’nda üretilen 12 ayrı cins ve özellikteki silahlar için peşin alımlarda yüzde 20′ye varan oranlarda, kredi kartı ile yapılan satışlarda da 10 aya kadar taksit yapılmıştı. Kampanya büyük ilgi görmesi defalarca uzatılmıştı. Son olarak ekim ayında tekrarlanan kampanya, stokların büyük oranda tükenmesiyle birlikte sona erdi. MKEK bundan böyle, Kırıkkale yapımı yerli tabanca satışlarını işletme tarafından belirlenen normal fiyat üzerinden yapacak. Yeni satış progragramı çerçevesinde MKEK’nin Kırıkkale’de üretilen ve satışa sunulan yerli silahlarının fiyatlarıysa şöyle: STD Siyah: 1.175 YTL, İşlemeli Siyah 1.385 YTL, İşlemeli Krom 1.385 YTL, İşlemeli Gümüş 1.435 YTL, İşlemeli Altın 1.610 YTL.
İstatistiklere göre Türkiye’de her gün ortalama sekiz kişi ateşli silahlarla ölüyor. Üç kişi de ateşli silahlarla kaza sonucu yaşamını yitiriyor. Hareket halindeki sekiz milyon aracın yüzde 6’sında silah var ve bu silahların yüzde 80′i torpidoda ya da sürücülerin belinde. Türkiye’de bugün yaklaşık sekiz milyon silah bulunuyor. (Radikal)
pazarlama dehası gibisin değil gibisin.
Yunan polisinin 15 yaşındaki bir anarşisti vurması karşısında Yununistan”ı yangın yerine çeviren anarşistlere bir selam da İstanbul”dan geldi. Bugün saat 14:00″de İstanbul”un en kalabalık yerlerinden biri olan İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Yunan devletine ait Konsolosluk binası ve birkaç sokak arkada bulunun vize işlemlerinin yapıldığı bina, sayısı 100″ü bulan anarşistlerce
kırmızıya boyandı.Taksim ve Galatasaray yönünden iki ayrı koldan “Katil devlet, Katil polis”sloganlar eşliğinde Konsolosluk binasına yürüyüş başlatan anarşistler, POLİS HER YERDE ÖLDÜRÜR yazılı pankartlar taşıdılar.
Grubun en ilgi çeken pankartı ise, Liseli A Faaliyet imzalı “Biz de 16 Yaşındayız” pankartı oldu. Yaşıtları bir anarşistin vurulmasına tepkilerini koymak üzere Liseli anarşistler de konsolosluk
önündeydiler.Çevreden geçen kişilerin meraklı ve şaşkın bakışları altında anarşisler yanlarında getirdikleri kırmızı boyaları caddeye ve binanın üzerine dökmeleriyle beraber, ortalık bir kan gölünü andırıyordu.
Kitle içerisinden bir anarşistin bu eylemin neden yapıldığı ile ilgili konuşmasının bitmesinin ardından, içi kırmızı boya dolu ampüller binanın daha üst kısımlarına ve camlarına fırlatıldı.
Bu sırada Konsolosluğun tabelasına da anarşist işareti çizen grup, kapısına da Yunanca ve Türkçe “Polis her yerde öldürür”, “Biz de 16 yaşındayız” pankartlarını astı.
İstiklal Caddesi”ndeki bu eylemin hiçbir polisle karşılaşmadan tamamlanmasının ardından vize işlemlerinin yapıldığı binaya doğru hareketlenen anarşistler, burda da ampülleri fırlatıp binayı kırmızıya boyadılar. (kapı kırılmış, konsolosun taşıtı da yalan olmuş)
Burada da tek bir polisle karşılaşmayan grup, “Polis her yerde öldürür” sloganları atarak ve herhangi bir gözaltı yaşanmadan dağıldı.
Anarşistlerin eyleminin sona ermesinden çok sonra eylem yerine gelen polis, ek incelemelerde bulundu.
… bir keresinde adamın birinden shakespeare sevmediğim için yazmaya hakkım olmadığını anlatan uzun ve öfke dolu bir mektup almıştım. gençler bana kanıp shakespeare okuma zahmetine bile girmeyeceklerdi. böyle bir konum almaya hakkım yoktu. sayfalarca bunu söyleyip durmuştu. cevaplamadım. ama burada cevaplayacağım.
siktir git lan. hem ben tolstoy’u da sevmem.
charles bukowski
elektrikli saçlarınızın altın sarısı güzelliği Blake’in Kutlu Gün çocuğu gibi,
sanayi çarmıhı için açıyorsunuz kollarınızı
üretim hattında kazandığınız haftada 45 sterlin
15′i vergiye gidiyor, bayan thatcher’in nükleer dölyatağı kabarıyor yavaşça
demir leydi öküz gibi yiyor erkinizle saatlerinizi sterlinlerinizle onurunuzu
radyoaktif çişini fışkırtıyor mantarlarla bezeli koyun otlaklarınıza.
“kentsoylulara karşı!” bayrak açıyor küstahlığınız, o biçim giysileriniz
paranın yerleşik düzeni’ne karşı pata küte takılıyonuz garajlarda filan döktüren gruplarla
elektronik fabrikasındaki gırgır köleliğin ardından
gümüş iğneleri takıyonuz burnunuza, kulağınıza altın küpeleri
muhabbet ediyonuz plymouth trenindeki profesörle, hani şey diye soruyordu
“gazetelerde yazdığı, televizyonda hep söylenip durduğu gibi beyinlerinizi haşat ediyo mu harbiden marihuana?”
anası bellemiş, ilençli bebeler tepinip duran bir vagonda cornwall kıyı hattında, uğurlar ola danseden devriminize!
altın sarısı oxford hanımefendilerininki denli güzel mi güzel gövdelerinizle-
sizin üşütük öfkeniz cambridge’deki öyle dudak büzmeli falan kesip durmalardan daha yalınkat, daha çelebi be,
sizin ağzınızda daha sıkı argo var, daha çok öpücük helal eton’da çayını ayıla bayıla yudumlayan mülteci molozlardan
çörekler ve geleneksel kaymağınız üzerine fısıldaşan şu hıyarlar hani
müziğinizi yönlendirip el emeğinizi vergilendirmeyi bir resmi sırlar yasası’yla kıyak küstah dilinizi yola getirmeyi tasarlayan sinsi sinsi
william burroughs
Yıllardır orada, burada ama daha çok kağıt üzerinde yazıyorum. Bir kitap çıkartmak imkansız elbette benim için. Ama yazıyorum işte. Reklamsız vs. bir blogum var. Bütün yazılar bana ait. Farklı birşeyler okumak isteyenler uğrar belki bir ara;
Atina’da cumartesi akşamı 16 yaşındaki bir gencin polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesinin ardından Yunanistan’ın pek çok kentinde başlayan ve hafta sonu boyunca devam eden protesto gösterilerinde yüzlerce işyeri, onlarca banka şubesi, kamu binası ve araçta ciddi maddi hasar meydana geldi.
Kendilerini “anarşist” ve “iktidar karşıtı” olarak tanımlayan grupların, Atina, Selanik, Yanya, Patra ile Girit adası başta olmak üzere birçok kentte yaptığı, yer yer polisle çatıştıkları protesto gösterilerinde, çok sayıda banka şubesi, işyeri, polis karakolu, kamu binası ve aracı ateşe vermelerinin ardından adeta savaş alanına dönen kentlerde bu sabah saatlerinde yaşam normale dönmeye başladı.
Atina İtfaiye ekiplerinden alınan ilk bilgilere göre Atina’da, yalnızca son 24 saatte 24 banka şubesi, 35 işyeri, 22 araç, 12 ev, 7 otobüs durağı, 63 çöp konteyneri, iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi’nin (YDP) yerel yönetim bürosu kundaklandı.
Patra kentinde, bir banka şubesi, bir polis aracı, bir polis otoparkı, 4 özel araç, bir valilik aracı, 14 çöp konteyneri, Selanik’de 9 banka şubesi, Makedonya - Trakya Bakanlığı basın bürosu, 7 araç, 40 çöp konteyneri, Aristo Üniversitesi kantini, YDP bürosu, metro inşaat alanı ve bir motosikletin ateşe verildiği belirtildi.,
Girit’in Kandiye kentinde ise bir valilik aracı, 8 çöp konteyneri, Kavala kentinde de YDP bürosu, polis merkezi pasaport işlemleri dairesinin yanı sıra kentin “Hrisupoli” semtinde de bir sınır nöbet noktasının ateşe verildiği kaydedildi.
verilen zararlar 15 yaşındaki o masum bedenin hiç bir şekilde karşılığı olamayacak fakat bir gerçek bir kez daha tüm çıplaklığıyla ortada;
all cops are bastards.
osmaniye’nin kadirli ilçesinde, televizyonda izlediği diziden etkilendiği belirtilen ve kendini sihirbaz sanan 11 yaşındaki çocuğa ruhsal tedavi başlatıldığı bildirildi.
kendini pikaçu zannedip pencereden atlayan bir çocukta mevcuttu. allahtan biz sadece tsubasa izledik, topa vurunca muz şeklinde gitmesini hayal ettik. her zaman tekrarladığımız gibi, bir kez daha;
televizyonlarınızı çöpe atın.
cilve macera jest bitti
delisiz mahalleler çoğaldı
ardımızda noterler
naklen yayın arabalarızaman
lig fikstürü’ne
dönüştümet-üst

Çocukluk yıllarımdan değil mi? Tabii o dönemde kararları ben vermiyordum. Yanımda beni destekleyen büyüklerim ve ailem vardı. Hangi şarkıları ve türküleri okumam gerektiğine onlar karar veriyordu. Aslında insanın kendi kararlarını kendinin vermesi gerekir. O yüzden çocuk yaşta şöhret olmanın zor olduğunu söyleyebilirim. Çünkü her şey sizin kontrolünüz dışında gelişiyor. İmza yetkiniz yok. Sahneye nasıl çıkacağınıza, ne giyeceğinize, hareketlerinizin nasıl olması gerektiğine bile başkaları karar veriyor. İnsan o yaşta yaşadıklarını çok net hatırlayamıyor. Ama bugün eski filmlerimi izlediğimde, eski albümlerimi dinlediğimde gene de o dönemde iyi işler yaptığımızı düşünüyorum. Ben kendimi bildim bileli şöhretim ve bunun ne demek olduğunu ancak 18-19 yaşından sonra anladım.
küçük emrah